banner
Güncel

BU UZAY ARACINA PATATES SOĞANI KİM KOYDU?

Çok değil, iki ay önce gündemimiz; ‘Milli Uzay Programı’ ile uzaya çıkma planlarıydı. Televizyonlarımız günlerce, uzaya çıkışın senaryolarını, ay’da hangi madenlerin çıkarılacağını tartışıyordu. Bugün, bu uzay aracının içine, patatesi/soğanı kim..

BU UZAY ARACINA  PATATES SOĞANI KİM KOYDU?

Çok değil, iki ay önce gündemimiz; ‘Milli Uzay Programı’ ile uzaya çıkma planlarıydı. Televizyonlarımız günlerce, uzaya çıkışın senaryolarını, ay’da hangi madenlerin çıkarılacağını tartışıyordu. Bugün, bu uzay aracının içine, patatesi/soğanı kim sokuşturdu anlayamadım.

Uzaya gidişle ilgili yapılan ‘şov’ları anlarım da; valilerin, kaymakamların patates ve soğanı törenlerle karşılayıp, patates çuvalı ile fotoğraf çektirmelerini anlayamıyorum.

Hz. Muhammed, “Sağ Elin Verdiğini Sol El Bilmemeli” diye hadisle buyurmuştur ki; yoksul ve kimsesizlere yapacağımız yardımlar gizli yapılmalıdır. Hal böyleyken, yoksulluğun fotoğrafından siyasi malzeme çıkarılması, göstermelik iftar sofralarından fotoğraf paylaşılmasını anlayamıyorum.

Türkiye’yi üreticinin patatesini satamadığı, emekçilerin patates dahi alamadığı bir yoksulluğa mahkum ettiklerini anlıyorum da; bu çaresizliği de bir şov aracına dönüştürmeye çalışmalarını anlayamıyorum.

Kıt-kanaat geçinen bir ailede, ev kadınının 5 kuruşun hesabını yapıyor olmasını, bunun hesabını sorguluyor olmasını anlarım da; o aileyi 5 kuruşa mahkum eden yönetimin 128 Milyar doların  sorgulanmasını istememesini anlayamıyorum.

Hükümetin pek bir ‘mahir’ li zevatın, bir konuya açıklama getirmeye çalışırken, elinin-ayağının karışmasını anlıyorum da; bu durumu, hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu tavrında dinleyen lebalep ahalinin durumunu anlayamıyorum.

Bu ülkede, “Artık şehit cenazesi istemiyoruz” temennisini anlıyorum da;  şehit cenazelerinin sonrasında “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” denilmesini, gazilerimizin protez ayaklarına haciz gönderilmesini anlayamıyorum.

Bu ülkenin geleceğinin, pırıl pırıl gençlerin elinde yükselebileceğini anlıyorum da; bu amaç için mücadele eden gençlere, ‘kaliteli olacaksın’ denildikten sonra, devlet kadrolarının ‘pudra şekercilere’, jöleli kifayetsizlere, deve sidiğinin şifalı olduğunu söyleyenlere bırakılmasını anlayamıyorum.

Ülkenin kalkınması adına kamu kaynaklarının verimli kullanılması, israf edilmemesi gerektiğini anlıyorum da;  bu sözü söyleyenlerin 52 milyonluk süper lüks Mercedes alımı yapmalarını, devletin bir memurunun yine bir başka memurunu iş’inden yolcu ederken aynı lüks Mercedes ile gitmesini anlayamıyorum.

Başarısız görülen bir personelin görev yerinin değiştirilmesini anlıyorum da; durumuna bakılmaksızın bir hafta sonra 56 bin lira maaşla bir başka kurumun yönetim kurulu üyeliğine getirilmesini anlayamıyorum.

Korona virüsüne karşı maske, sosyal mesafe gibi kuralların gerekliliğini anlıyorum da; bunu bize önerenlerin ‘maşallah, barekallah’ diyerek salonun lebaleb dolu olmasından övünmesini anlayamıyorum.

‘Salgınla mücadelede destan yazdık’ denilmesini (aşının kendisi olmasa bile) umut aşılama açısından anlıyorum da; hastalığa yakalananların ve vefat edenlerin sayısında rekor kırılmasını anlayamıyorum.

Daha anlayamadığım hayatımıza dokunan o kadar çok konu var ki; dokunduğum yer elimde kalıyor.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL