banner
Güncel

Gün Geçmiyor Ki…

90’lı yıllar özellikle benim jenerasyonum için, hep yüzümüzde tebessüm uyandıran hatıraları barındıran yıllar olmuştur. O dönemde ki şarkılar, bir anda bizi alıp götürür o yıllara. Bir melodi, lise yıllarını hatırlatır..

Gün Geçmiyor Ki…

90’lı yıllar özellikle benim jenerasyonum için, hep yüzümüzde tebessüm uyandıran hatıraları barındıran yıllar olmuştur.

O dönemde ki şarkılar, bir anda bizi alıp götürür o yıllara. Bir melodi, lise yıllarını hatırlatır size, hele bir de, o yıllarda yürüdüğünüz sokaklarda bu melodi denk gelirse, işte o zaman değmeyin keyfinize.

O dönem özgürlüklerin olmadığı(!) dönemlerdi bilirsiniz. Televizyonda yapılan komedi programlarında, siyasilerin taklitleri yapılamazdı. Hatta Televole adlı programda, rahmetli Erbakan’ın, Demirel’in, grup toplantılarında yaptıkları konuşmalardan kesitler alınıp skeçler de yapılamazdı. Plastip adlı programda, yine o haftanın bomba konuları da işlenmezdi. Haberlere baktığınızda güçler ayrılığı da olmadığı için, ülkenin önde gelen partilerinin bütün kirli çamaşırları da dökülmezdi ekranlara.

Şükür şuan ki halimize.

Şimdi rahatça fikrimizi söylüyor, siyasileri eleştirebiliyoruz. Havalar bu ara iyi gidiyor ama, Silivri gene soğuktur, siz gene gaza gelmeyin!!!

Yılbaşıları ise çok özeldi. O zamanlar televizyon kanalları, dönemin popüler yüzlerini programlarına çıkarmak için birbirleri ile yarışırladır. Hatta kanallar arasında gezerken aynı şarkı ve şarkıcılara üst üste denk gelebilirdiniz.
Ve her program mutlaka şu şarkı ile başlardı: “sefalaaaar getirdiniiiiz, sefa geldiiiiniz dostlar..”
Gazeteler de efsaneydi. Sabah gazetesi Meydan Larousse ile rest çekerken, Milliyet Ana Britanica ile restine rest “üleeeeyn!!!” diyordu.

Sonra bir gün her şey değişti. Sabah gazetesi ansiklopedi yerine Arcopal tabak ve bardak vermesi ile olaylar yeni bir boyut kazanmış oldu.. Kırılmaz bardaklar… Eminim hala bir çoğumuzun ailesinin evinde duruyordur o bardaklar. Hoş depremde her bardak ve tabak kırılmayı yaşadı ama siz beni çok iyi anladınız.
Sonrasında Akşam Gazetesinin televizyon vermesi ile artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
37 ekran televizyon… breh breh breh…
Çok iyi hatırlıyorum, o dönem herkes bu kadar tv nasıl verilecek, bunun altından kalkamazlar, kesin batacak bunlar diyordu. Televizyon şokunu atlatamayan Türkiye, bir şokla daha karşılaştı. Günaydın Gazetesi, Buzdolabı veriyordu. Bisan bisikletler, su geçirmez Leonhard Heyden bavullar, telefunken müzik setleri… Önceden ufak bir ilan gibi başlayan kuponlar, tam sayfaya dönmüştü artık. Bir gazete, bir hediye demek olduğu için, insanlar iki, üç hatta beş gazete alıyordu sırf bu hediyeler için. Yaysat bayilerinin önünde upuzun kuyruklar oluşuyor, kuponlardaki eksikler, kuyruktaki kişilerin kupon takası ile tamamlanıyordu.
-Bak sen bana singer dikiş makinasının 30. Kuponunu ver, ben sana 52 parça yemek takımının 23. Kuponunu vereyim.
-Ama bende 23 numara var. Bana 25 lazım.
-Olsun gııı, amaç o kadar kuponu vermek değil mi? Arada kaynatırız merak etme sen
konuşmaları hala kulaklarımda.

Katkı payı ve kupon desteği ile verilen arabadan sonra, İş artık çeyizli kadınlara koca, çocuğu olmayanlara küçük vermeye kadar neredeyse gelmişti ki, devlet olaya el koydu.
Peki ya kamu spotları nasıldı ama?
Ali Atik ve Ayşegül Atik’in oynadığı Bir Alışveriş, Bir fiş sloganını unutmak mümkün mü? Kadıncağız amma koşturmuştu o dönem elektrikçi ile mağazalar arasında. Zeki Alasya ve Metin Akpınar’ın oynadığı, aşı reklamları ise yine aklımıza kazınan olaylarındandı.
Tarih hep tekerrürden ibarettir derlerdi de inanmazdık. Bunu da bize tarih öğretmenlerimiz değil de, Levent Kırca öğretmiş, biz farkına varmamışız. 90’larda yayınlanan Olacak O Kadar bölümleri, zamanında yapılan hatalara, söylemlere gönderme yaptığı gibi, bugüne de tercüman oluyormuş aslında. Domuz gribi aşısı skecini internetten izlemenizi tavsiye ederim.
Madem Aşı dedik, sözlerimize aşı gündemi ile son verelim. 3. fazı daha tamamlanmamış Çin aşısı ile aşılanma 11 aralıkta başlıyor. Ardından Biontech – Pfizer ortak yapımı aşıdan da ülkemize gelecek ve aşılama devam edecek. Ama ne yazık ki, alınan son bilgilere göre, hiçbir yerde test yokken, antikor testlerinin, parmağında Cumhurbaşkanlığı forsunu taşıyan iş adamlarının eline geçmesi gibi, 25.000 adet Biontech aşısının da ülkeye sokulduğu ve yine zengin ve torpilli kesimin eline ulaştığı, aşılamanın da bu insanlara yapıldığı bilgisi maalesef etrafta dolanmaya başladı. Umarım Sağlık Bakanlığımız başta olmak üzere, Devletimiz böyle bir olaya müsaade etmez ve cephenin en önünde yer alan sağlık çalışanları başta olmak üzere, doğru aşıyı doğru kişilere yapar. Yapılan son araştırmayı da sizinle paylaşmak isterim. Zengin ülkelerin, parayı peşin sunması ile firmalardan aldıkları yada alacakları aşılar ile, kendini nüfuslarını 3 kez aşılayacak kadar aşıya sahip olmalarına karşılık, fakir ülkelerdeki insanların ise sadece %10’u aşı olabilecek. Bu da dünyadaki adaletsizliğin, eşitsizliğin en büyük örneği olarak kayda geçecektir. Sanırım hiçbir zaman, akıllanmayacağız ve uslanmayacağız.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

banner
banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL