Güncel

HİŞŞŞT… AKILLI OL!

Ya da ‘Akil’ mi ol, deseydim… Bilemedim. Sokakta, ‘kabadayı’ özentisi içinde olanlar, karşı tarafa en kibar deyimle ‘hişştt…Akıllı ol’ diye ‘ayar’ vermeye çalışırlar. Akil de olsa, özenti mafyavari de olsa…..

HİŞŞŞT… AKILLI OL!

Ya da ‘Akil’ mi ol, deseydim… Bilemedim.

Sokakta, ‘kabadayı’ özentisi içinde olanlar, karşı tarafa en kibar deyimle ‘hişştt…Akıllı ol’ diye ‘ayar’ vermeye çalışırlar.

Akil de olsa, özenti mafyavari de olsa… En azından bu dönem için pek makbul sayılırlar.

Nasıl mı makbuldürler, anlatayım… Mafyavari olayına girmemeyim; bugünlerde pek revaçta, benim bir şey söylememe gerek yok. Sizi biraz geçmişe götüreyim, ‘akil insanlardan’ söz edeyim.

Akil insanlar heyetinin üyesi Ahmet Gündoğdu, akil insanların ne kadar faydalı bir heyet olduğunu anlatırken, “ziyaretlerim sırasında yolda gördüğüm çobanla konuştum, hükümetimizin bu yaptıkları sayesinde hayvanlarının yüzünün güldüğünü söyledi, çözüm sürecini hayvanlar bile anlamış ama bazı insanlar anlamıyor” demişti.

Şimdi size bir anekdot ileteceğim…

İbretliktir…

Bir zamanlar bilginler ve şairler, ‘suskunlar meclisi’ adıyla bir topluluk oluşturmuşlardı.

Üye sayısı kırk kişiydi ve bunu artırmıyorlardı. Üyeliğin ilk şartı çok düşünmek fakat çok az konuşmaktı.

O zamanlar meşhur şair ve bilgin Molla Câmî, bu meclisin aşkındaydı. Günün birinde suskunlar meclisinin bir üyesinin öldüğünü duyunca, onun yerine aday olmak için bilginlerin bulunduğu köşke geldi.

Kendisini karşılayan kapıcıya bir şey söylemeden, ismini bir kağıda yazarak o sırada toplantı halinde bulunan suskunlar meclisine gönderdi.

Meclis üyeleri bu teklifi görünce biraz üzüldüler. Molla Câmî oraya layık bir bilgindi, ama ölen üyenin yerine başka birini almışlardı.

Yeni bir üye için yer yoktu. Meclisin başkanı, bir bardağı tamamen suyla doldurduktan sonra Molla Câmî’ye gönderdi. Zeki bilgin durumu kavramıştı. Bir damla daha olsa bardak taşacaktı. Bunun üzerine o da hemen oracıktaki bir gül dalından küçük bir yaprak koparıp, nazikçe suyun üstüne koyuverdi. Bardak taşmamıştı. Bunu içeri gönderdi.

Meclistekiler bu kibar cevabın mânasını anlamışlardı: Zarif insanların yeri başkaydı. Üyeler, bu değerli bilgini de aralarına almaya karar verdiler.

Başkan listeye Molla Câmî’nin adını ekledi. Kırk sayısının sonuna bir sıfır koyarak, 400 yazdı. Bununla Molla Câmî sayesinde, meclisin değerinin on misli arttığını belirtiyordu. Listenin son şekli Molla Câmî’ye gelince, meseleyi anladı. Ancak sayının büyük gösterilmesinden hoşlanmadı. Sağdaki bir sıfırı silerek, kırk sayısının soluna koydu.

Yani 040 yazdı. Alçak gönüllü Molla Câmî, böylece kendisini solda sıfır sayıyor, bardağı taşırmadığı gibi, o meclisin yapısını da etkilemeyeceğini söylemek istiyordu.

Gül yaprağı olmak, kolay değil. Ama, evde, işte, çevrede geçim ehli olmanın, gül gibi geçinmenin yolu gül yaprağı olmaktan geçiyor. Yük olmayıp yük almak, gül yaprağı güzelliğine kavuşmak… Kendi içimizde, ailemizle, çevremizle uyumlu olmanın, ebedi güzellikler yolunda yürümenin müjdecisi.

Gül yaprağı sırrına erenler, sağdaki sıfır gibi bulundukları topluma güç katarlar hem de bire on, ama soldaki sıfır gibi davranıp kimseye yük olmazlar.

Akil mi olursunuz… Akıllı mı olursunuz, tarih sizi nasıl yazsın istersiniz?

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL